25 Nisan 2014 Cuma

A Rotası 9.Gün

Halfeti'ye geldiğimizde kendimizi Ege ya da Akdeniz kıyısında gibi hissediyoruz. Suyun rengi, havanın sıcaklığı, esinti, iskelede bekleyen tekneler... Deniz kenarında olmadığınızı düşündürecek hiçbir şey yok. Sular altındaki köyü, camiyi, evleri görmeye gidiyoruz. Küçük bir tekne, kubbesine kadar suların altına gömülü olan caminin önüne kadar götürüyor bizi.


Buraya gelirken yamaçlardaki Asurlular'dan kalma yapıların önünden geçiyoruz. Küçük teknenin kaptanı aynı zamanda teknenin rehberi biraz komik bir dille yöre tarihi hakkında bize bilgiler veriyor, ama henüz İngilizce konusunda yeterli değil. Neyse ki kendi rehberimiz Kemal Bey imdadımıza yetişiyor.

Zeugma Mozaik Müzesi'ne geldiğimizde hepimizin aklında güzeller güzeli Çingene Kızı var. Müze’nin içi büyüleyici. Burada saatlerce kalabiliriz ama güneşi kaçırmadan şehrin çarşısını ve sokaklarını da keşfetmek istiyoruz. Gaziantep bize sakin ve dinlendirici geliyor. Belki de A rotasının Anadolu'daki son şehri olduğu içindir.


Günlerdir yoldayız. Kaç kilometre oldu acaba? Toplam kaç şehirden geçtik? Kaç insanla tanıştık? Kaç dağı selamladık? Kaç medeniyetin yaşadığı topraklara ayak bastık? Kaç kuş sürüsü üstümüzden uçup geçti? Kaç defa "burası inanılmaz" dedik?


Route A 9th Day

When we come to Halfeti, we feel like we are in Mediterranean or Aegean Sea coast. The color of the water, the temperature of the weather, light wind, boats at the pier, there is nothing that makes us feel we are not by the sea. We are going to see the village, mosque and houses under water. A small boat are taking us in front of the mosque. The mosque is under water up to its doom.



While we are going to Halfeti, we pass by structures that are built by Assyrians. Our boat's captain is also our guide and he is giving information about history of the area with a funny language. His English is not enough. Fortunately, our guide Mr. Kemal helps us.

When we are in Zeugma mosaic museum, the beautiful gypsy girl is on our mind. Inside of the museum is charming. We can stay here for hours but we want to discover the bazaar and streets of the city before sunset. Gaziantep is calm and restful for us maybe we feel like that since it is the last stop of  Anatolia for route A.

We are on the roads for days. How many kilometers did we have? How many cities did we pass? How many people did we meet? How many mountains did we greet? How many kingdom's ground did we step on? How many flock of birds did pass over us? How many times did we say "here is incredible"



24 Nisan 2014 Perşembe

A Rotası 8.Gün

Bugun 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı. Geçtiğimiz her yerde bayraklar asılı. Fotoğrafçılara bugünün Türkiye için önemini anlatıyoruz. 



Sabah erkenden Urfa'dan ayrılıyoruz. Hepimiz için müthiş heyecanlı bir gün, rotanın en heyecan verici lokasyonlarından biri olan Adıyaman'a doğru gidiyoruz. Günün sonunda Tanrıların huzurunda Nemrut Dağı'nın zirvesinde olacağız. Ama önce yolumuzun üzerindeki Atatürk Barajı'na uğruyoruz. Türkülere, efsanelere, filmlere konu olan Fırat nehri işte buradan tüm Harran Ovası'nı besliyor. Barajdan ayrılıp yolumuz üzerindeki köprüde durup nehrin berrak sularına yansıyan gökyüzünü ve dağları fotoğraflıyoruz. 
Adıyaman'a ulaştığımızda Nemrut'a çıkmadan önce çarşıyı dolaşmak için hâlâ fırsatımızvar. 
Demirciler, bakırcılar, pamukçular, tütüncüler... Tüm esnaf kapısının önünde tabureler oturup sohbete dalmış. Akşamüstü Nemrut'a doğru yola koyuluyoruz. İki saat kadar süren araba yolculuğundan sonra nefes nefese kaldığımız dik merdiven ve patikadan zirveye ulaşıyoruz.


Nemrut gibi efsanevi yerlere giderken beklentiler zaten hep yüksek oluyor ama bu defa hissettiğimiz bambaşka. Güneş olabildiğince yavaş batıyor sanki, biz istediğimiz kadar fotoğraf çekebilelim diye.


Route A 8th Day


Today is April 23rd National Sovereignty and Children's Day. There are flags everywhere we go. We are telling to our photographers the importance of today.


We are leaving from Sanlıurfa early in the morning. We are all excited today because we are going to one of the most exciting destinations of our route, Adıyaman.
We will be on the top of Mount Nemrut in the presence of gods at the end of the day. Firstly, we stop by Ataturk Dam. The Euphrates river, which is a subject for many movies, legends, folk songs, nourishes the Harran Plain from Ataturk Dam. After leaving from the dam, we stop on a bridge and take photos of mountains and sky that is reflected in the water of river. When we arrive at Adıyaman, we have still an opportunity to visit the bazaar before going to Nemrut. 

Blacksmiths, coppersmiths, cotton sellers, tobacco sellers and the other shopkeepers are sitting on their chairs in front of the shops and having a chat. We set off for Nemrut in the afternoon. After 2 hours of driving, breathlessly walking on a path and climbing steep stairs, we are eventually on the top of Nemrut.

while you are going to legendary places as Nemrut, expectations are too high. But our feelings are utterly different. the sun looks as if it is going down slowly to let us take photos as many as we want.



23 Nisan 2014 Çarşamba

A Rotası 7.Gün


Mardin'den ayrılmadan önce Deyrulzafaran Manastırı'na gidiyoruz. Terasından görünen ova, manastırın etrafını çevreleyen ve onu koruyan zeytinlikleri fotoğraflıyoruz. Ziyaret ettiğimiz her ibadethanede, neden binalarını inşa etmek için orayı tercih ettiklerini bir kez daha anlıyoruz. Manastırdan çıkıp Şanlıurfa'ya doğru yola koyuluyoruz. Daha on dakika olmadan yolun diğer tarafından karşıya geçen keçiler yolumuzu kesiyor.

Öğleden sonra ulaştığımız Şanlıurfa'ya ayak basar basmaz Balıklı Göl'e gidiyoruz. Binlerce defa fotoğraflanan bu mekâna nasıl daha farklı bir açıdan bakarız bunun yolunu arıyoruz. Fedja Salihbasic (@felecool) GoPro kamerasıyla suyun altından, kutsal balıkların arasından bakmayı başarıyor.

                                              Balıklı Göl / Şanlıurfa

Şehre tepeden bakan kalenin gölgesinde yürüyerek Urfa çarşısına ulaşıyoruz. Kebapçılar, ciğerciler, yemyeşil salatalık ve yeşil biberleri el arabalarına yüklemiş satıcılar, rengarenk, allı pullu kumaşlarla göz alan manifaturacılar... Çarşıdan ayrılmak istemiyoruz ama güneş çok alçalıyor. Otele gidip akşam bizi bekleyen Sıra Gecesi'ne katılmak için hazırlanıyoruz.

400 yaşında taş bir yapının içinde bizim için hazırlanan yer sofrasına geçip oturuyoruz. Oturduktan kısa bir süre sonra müzisyenler geliyor. Rehberimiz Kemal Bey bize Sıra Gecesi'nin amacını anlatıyor: Şanlıurfa'nın geleneklerine göre bir çocuğu herkes sahipleniyor ve onun okul dışındaki eğitimi, işte bu sırayla her ailenin evinde tekrar edilen gecelerde yapılıyor. Çocukların, yaşadıkları topluma da ait olması, toplumun onların eğitim ve sorumluluklarını gönüllü olarak üstlenmesi eşsiz bir bakış açısı değil mi?

                                                Balıklı Göl / Şanlıurfa

Route A 7th Day


We are going to Deyrulzafaran Monastery Before leaving from Mardin. From the terrace, We are taking photos of plateau and olive groves that surround and protect the monastery. In every place of worship that we visit, we understand why they prefer there to build their buildings. After the Monastery, we are on our way to Şanlıurfa. Almost 10 minutes later, Goats blocks us by crossing the road. 

As soon as we arrive at Sanlıurfa in the Afternoon, we are going to Pool of Abraham. We search how we can look from different perspective at this place, where is photographed thousand times. Fedja Salihbasic (@felecool) succeeds looking at this place under the water between holy fishes with his Go Pro camera.

                                                      Pool of Abraham in Sanliurfa

We arrive at Urfa Bazaar by walking in the shadows of the castle, which looks at the city from the top. We see  kebap restaurants, clothiers, sellers with trolley who sells cucumber and green paper, we don't want to leave this place but the sun is going down and we should go back to hotel to prepare to join "sıra gecesi".

We sit on a floor table in a 400-years-old building. After a while, musicians are coming. Our guide Mr. Kemal is telling us the purpose of "sıra night". According to the traditions of Şanlıurfa, a child is raised by everybody. In addition to school, children are educated at "sıra nights" in different family's house in turn. Children belong to the society in which they live and society take children's education and responsibility on willingly. Isn't is a unique point of view?

                                                      Pool of Abraham in Sanliurfa

22 Nisan 2014 Salı

A Rotası 6.Gün


Bugün Yukarı Mezopotamya'dayız… Ülkenin Güneydoğu'sunda... Malabadi Köprüsü'ne uğruyoruz.Köyden çocuklar bizi karşılıyor ve köprünün efsanesini anlatıyor. Hatta Instagrammer'lar da hikâyeyi dinleyebiliyor çünkü çocuklar İngilizcesini de ezberlemiş. Bir de sürprizleri var, bize hep birlikte köprünün şarkısını da söylüyorlar.



Şimdi sıra Batman'da. Buraya gelince Hasankeyf'i bu kadar inanılmaz kılan etkenlerden birinin Dicle Nehri olduğunu anlıyoruz. Nehrin üzerinden kale tarafına doğru geçerken Roma izleri taşıyan ve Artuklular tarafından tamamlanan köprünün üstünde çocuklara rastlıyoruz, okuldan yeni çıkmışlar. Artuklu türbesinin karşısında Dicle'yi seyreden Asurlulardan kalma bir kale görüyoruz. M.Ö. 8 binli yıllara uzanan, bronz çağından kalan mağaraları da görmek istiyoruz ama her zamanki gibi vakit kalmıyor. I. Selim Camii içindeki çiniler ve taş oymacılığı ile bizi büyülüyor. Batman'dan çıktıktan yaklaşık iki saat sonra Mardin'e, çıkmaz sokağı olmayan kentte geliyoruz. Daracık sokaklar; Urartu, Asur ve Selçuklu döneminden kalma medreseler, hanlar ve kervansarayların etrafına örülmüş gibi.
Mardin'de kayboluyoruz… Her anlamda. Daracık sokaklar girdap gibi bizi kendine doğru çekiyor ve her köşeyi döndüğümüzde bir sürpriz yapıyor: Evlerinin damlarında uçurtma uçuran, dar sokaklarda futbol oynayan, bisiklete binen çocuklar ve araba giremeyen sokaklarda çöp toplama görevi üstlenen eşekler... Hoşgörü ve misafirperverlik dünyaya buradan yayılmış olabilir mi? Hiç bir evin birbirinin önünü kapatmaması ve yolda karşılaştığımız Mardinlilerin bizi hiç selamsız bırakmaması bize böyle 
düşündürüyor. Güneş batarken burada deniz denilen ovayı izliyoruz.



Route A 6thDay


We are in Upper Mesopotamia today. We visit Malabadi bridge. It is in the south-east of Turkey. Children from the village welcome us and begin to tell the legend of the bridge. Even instagrammers can understand the story because children memorized English of the story. They have a surprise for us. They are singing the song of bridge together.


Our next stop is Batman. When we arrive there, we understand that one of the reasons that makes Hasankeyf such an amazing place is The Tigris River. While we are crossing the river towards castle on the bridge, which bears the stamp of Romans and was completed by Artuqids, we encounter with children. They are coming from school. We see a Assyrian castle across the Artuqids Mausoleum.

We want to see the caves from Bronze age 8000 B.C. but we don't have enough time as usual. the tiles and stone carving in 1. Selim Mosque are charming us. Two hours after we leave from Batman, we arrive at Mardin where has no dead end street. Mardin has narrow streets, madrasas from the period of Urartu, Assyria and, Seljuq Empire and caravansaries.

We get lost in the city. The narrow streets sucks us like a whirlpool and make surprises when we turn every corner. sometimes we see children who fly a kite on the rooftops, play football on the streets or ride a bike and sometimes we see donkeys that collect garbage in a street because vehicles can not enter some streets. Can tolerance and hospitality spread to the world from here? Our answer is yes because every Mardin residents we encounter say hello and we notice that no house here blocks other house's front. When the sun goes down, we are watching the plateau which residents call "sea".



21 Nisan 2014 Pazartesi

A Rotası 5.Gün

Akşam karanlığında ulaştığımız Kars'tan sabah gün aydınlanır aydınlanmaz ayrılıyoruz. Bugün çok uzun bir gün olacak, bu yüzden sık sık durup uzun çekimler yapmak için mola vermeme kararı alıyoruz. Ve en hızlı bozduğumuz karar  da bu oluyor. Çünkü yarım saat sonra Ağrı'ya doğru ilerlerken Bardaklı Köyü'nde duruyoruz, daha doğrusu karşımıza çıkıveren Ağrı Dağı bizi durduruyor. Kendimizi, köyün kıyısındaki ovada, sazlıklarda Ağrı'yı fotoğraflarken buluyoruz.


İshak Paşa Sarayı'na çıkan yol da, şimdiye kadar uğradığımız diğer duraklar gibi, dar ve dönemeçli. Otobüsten iner inmez herkes Saray'ın da üzerinde yer aldığı tepeye dağılıyor ve yaklaşık bir saat kadar burada çekim yapıyor. Sonra o muhteşem karelerle birlikte yeniden yola koyuluyoruz.
Van'a ulaştığımızda bizi yağmur karşılıyor. Ama Akdamar Adası'na gitmemize hiç birşey engel olamayacak, günlerdir bunun hayalini kuruyoruz.
Yolda durup Van Gölü kıyısında kısa bir fotoğraf molası veriyoruz. Bizi yine bir sürpriz bekliyor: Sapsarı bir Van, kıyıda durmuş göl manzarası izliyor! On dakika kadar ileride bizi adaya götürmek için bekleyen tekneye biniyoruz. Yağmur ya da kapalı hava kimsenin umurunda değil. Daha kıyıdan hareket etmeden herkesin kamerası hazır... Ve sonunda adadayız.
Bahar dallarının arasında tek başına duran kilise her açıdan fotoğraflanıyor. Göl gümüş renginde bir ayna gibi. Yeniden başlayan yağmurun da uyarısıyla önümüzde Batman'a doğru uzun bir yolumuz olduğunu hatırlıyoruz ve yola devam ediyoruz. Size bir sır vereyim mi, ne kadar büyük bir iştahla yola çıkarsanız, yol size o kadar cömert davranıyor, Comeseeturkey için yola çıktığımız ilk günden bu yana bize davrandığı gibi. Sizi güzel, güler yüzlü, samimi insanlarla ve sürprizlerle karşılaştırıyor.

Türkiye, keşfedilmek için bizi bekliyor.


Route A 5thDay


We came to Kars in the dark and next day we are leaving from there after sunrise. Today is going to be a very long day; Therefore we decide not to take breaks frequently to take photos but we broke this decision very fast. We stop in Bardaklı village after 30 minutes on our way to Ağrı. Actually Mount Ağrı emerges suddenly and stops us. We find ourselves by taking photos of Mt. Ağrı on the plains across the village. 



The road to İshakpaşa is narrow and curving like other destinations to which we went before. As soon as we get off the bus, everybody is going to a different place on the hill that İshakpaşa palace stands on and takes photos approximately 1 hour. We set off again with awesome shots.

When we arrived at Van, rain welcomes us but nothing will prevent us from going to Akdamar Church because we have been dreaming it for days. 

We stop by Lake Van to take couple of photos shortly. Another surprise is waiting for us again. A yellow van that stops by the lake is watching the landscape of the Van lake. After 10 minutes, we are boarding a vessel to go to the island. Nobody cares about cloudy and rainy weather. All cameras are ready before departing. Eventually, we are on the island.

The church, which stands between spring branches, is being photographed from every angle. The lake is like a silver mirror. When the rain begins again, we remember that we have a long way to Batman ahead and keep driving. Do you want to know a secret? The more willingly you set off, the more generous a journey treats you. Our journey has made us meet sincere and cheerful people since the first day of our trip.

Turkey is waiting for us to be discovered.





20 Nisan 2014 Pazar

A Rotası 4.Gün


Karadeniz sahillerinden biraz uzaklaşıp dağları aşarak ülkenin doğusuna doğru yola koyuluyoruz. Hedefimiz Kars!

Dün olduğu gibi döne döne yukarı çıkan yollardayız, Kaçkarlar'dan geçiyoruz.  Her virajda manzara da mevsim de değişiyor. Bir virajda ilkbaharın içinden geçiyoruz, bir diğerinde kışın. Karların içinden geçtiğimiz sırada Endonezyalı fotoğrafçılarımızdan Putri çok heyecanlanıyor. Hayatında ilk defa kar gördüğünü öğreniyoruz ve Putri'yi karla buluşturmak için duruyoruz. Otobüsten çığlıklar ve kahkahalarla inen Putri mi daha heyecanlı yoksa biz mi? Hepimiz otobüsten indik, Putri'ye kartopu atıyoruz ama karlar biraz eridiği için top değil misket büyüklüğünde oluyor.         

Yol boyunca Kaçkarlar'ın yükseklerinden gelen kar sularıyla beslenen gürül gürül akan suların,  gökyüzüne ayna olan göllerin yanından geçiyoruz. Instagrammer'lar her yerde durup her şeyi fotoğraflamak istiyor. Ama gün batmadan Ani Harabeleri'ne varmak istiyoruz.

Yaklaşık 10 saat süren yolculuk sonrası Ani'ye ulaşıyoruz. Daha kapısından girerken oradan ayrılmanın ne kadar zor olacağını biliyoruz.

Burası büyüleyici... Güneş, Ermenistan ile doğal sınırımızı çizen dağların arkasına doğru alçalmaya devam ediyor. Biraz sonra solda Büyük Katedral (Fethiye Camisi) ile sağımızda Abulhamrants Kilisesi bizi karşılıyor. Kırmızı taşlarla inşa edilen yapılar artık yüzlerce kuşun barınağı. Hiç kesilmeyen kuş sesleri zaten gördükleri karşısında nefesleri kesilen ekibi iyice büyülüyor. Herkes, hiç konuşmadan, arazide sessizce yürüyerek çekim yapıyor. İstanbul'da yunuslarla başlayan iyi şans burada da devam ediyor ve üç muhteşem At, Ani'nin güzelliğine güzellik katmak için ortaya çıkıveriyor.

Route A 4thDay

                                                    

We are leaving from Blacksea and moving to East Anatolia by passing through mountains. Next destination is Kars.

We are driving to high elevation in winding roads as we did yesterday. When we pass through Kackar Mountains, landscape and season change in every curve. We are in the spring when we drive through a curve, we are in the winter through another curve. Our Indonesian photographer Putri is so excited when we drive through snow. We learned that Putri saw snow first time in her life That's why we stop to meet her with snow. Who is more excited? Us or Putri, who got off
the bus by screaming and laughing? We all got off the bus and threw snowball to Putri. Since snow melted, snowballs is not a ball-sized, they are marble-sized.

We are passing by water that comes from melted snow on Kackar Mountains and passing by lakes like a mirror to sky through our journey. Instagrammers want to stop everywhere to take photos but we should arrive at Ani Ruins before sunset. 

After 10 hours driving, we arrive at Ani. while we are coming through the gate of Ani, we understand that it will be difficult to leave from here. This place is magical. The sun keeps going down behind the mountains that are natural borders between Armenia and Turkey. After a while, the big Cathedral (Fethiye Mosque) on the left and Abdulhamrants Church on the right welcome us. These structures were built by using red stones and they are sanctuary for hundreds of birds now. The singing birds charm our team, who has already charmed by what they saw. Everybody is walking on the ground and taking photos without talking. The good luck that starts with dolphins in Istanbul continues here and three magnificent horses emerge suddenly.

19 Nisan 2014 Cumartesi

A Rotası 3.Gün

                                                                 TRABZON


Kilisenin avlusundan adım atar atmaz durup iyice bakmak, her detayı görmek için birden bire yavaşlıyoruz. Duvarlar, tavan fresklerle dolu. Sanki freskler duvarları süslemek için değil, duvarlar freskler için yapılmış gibi... Her bir freski incelemek istiyoruz. Manastırın avlusundaki her köşeden yemyeşil vadiyi fotoğraflıyoruz. Sümela'dan ayrılmak kolay olmuyor. Yaklaşık 1 saat sonra Uzun Göl için yola çıkıyoruz.
Karadeniz'in öfkeli sularından birkaç kilometre içeride, dağların yamaçlarında saklanan gölün sakinliğini bir görmelisiniz... Gökyüzünden bir parça dağların arasına düşmüş gibi.

Uzun Göl'ü biraz daha yukarıdan, dağın yamacından görebilmek için tırmanmaya başlıyoruz. Köyün içlerine doğru yürürken yolda biri ekibimizi tanıyor ve hep birlikte bir selfie çekmek istiyor!
Harika bir fikir! Neden daha önce düşünemedik ki?
                           


Yolun bir kısmını yürüyerek bir kısmını da daha küçük araçlarla geçiyoruz ve küçük sakin Uzun Göl orada, yamaçların arasında uzanıyor. İnsanlar var oldukları günden bu yana su kenarlarına medeniyetlerini kurarken, sanki Uzun Göl kendisi gelip bu şirin köyün eteğine yerleşmiş, kendine yemyeşil bir yatak yapmış...
Yollar uzun, görecek çok yer var. Şimdi önce Rize'ye sonra Ayder'e gidecek ve ardından uzun bir yolculuktan sonra Kars'ta olacağız...

A Rotası 3. Gün

                                                                TRABZON

Gece geç saatlerde tüm ekip, ayakları şişmiş ve gözlerinden uyku akan bir şekilde uçaktan iniyoruz. Aklımızda, gözümüzün önünden hiç gitmeyen yedi tepeli şehir İstanbul'un manzaraları... Büyük ihtimalle hepimiz rüyamızda şehrin bir sokağında gezineceğiz. Karanlıkta otele gelip hızla odalarımıza yerleşiyoruz, tek isteğimiz ertesi gün tanışacağımız Trabzon için hazırlanmak.
Uyanıp odalarımızın penceresinden baktığımızda Karadeniz kıyısında olduğumuzu hatırlatan bir manzara karşılıyor bizi. İncecik kumların denizle birleştiği bir yer ve sonrası olabildiğince mavi...         
Ve tabi ki herkes Sümela Manastırını göreceği için çok heyecanlı.

Karadeniz dağlarında döne dolaşa yukarılara çıkıyoruz. Otelden çıktıktan bir buçuk saat kadar sonra artık 1.150 metre kadar yüksekteyiz. Yaklaşık 300 metre de yürüyeceğiz.
Bir gün öncesinin yorgunluğunu henüz üzerinden atmamış olan Comeseeturkey ekibinin hızını görmelisiniz... Manastıra çıkan bir kısmı taşlı topraklı bir patika, bir kısmı da merdivenden oluşan yolu koşar adımlarla çıkıyoruz. Ve işte, orada, tam karşımızda, yüzünü güneşe dönmüş, sırtını dağa yaslamış, dev kayaların arasında duruyor! İnanılmaz...
Nasıl olur da bir yapı hem bu kadar güçlü hem bu kadar alçak gönüllü, gizemli, koruyucu, hem de geçit vermez bir kale gibi görünür? 
                                                  SÜMELA MANASTIRI

Rote A Third Day

                                                                 TRABZON

As soon as we step in the yard of the Monastery, we are slowing down suddenly to look around and see every detail. The walls and The ceiling are full of frescoes. It seems that frescoes were not made to decorate walls, the walls were made for frescoes. We want to observe every fresco. We are taking photos of green valley from every corner in the yard. It is difficult to leave from Sumela. Almost 1 hour later, we set off for Uzungol.

Just couple of kilometers away from rough waves of Blacksee, you should see the calmness of the lake, Which hides in the slopes of mountains. It seems a huge thing from the sky fell between the mountains. We start climbing to see Uzungol from above. When we are walking towards the village, somebody recognizes our team and wants us to take a selfie together.
It is a great idea! Why didn't we think it before? 

Sometimes we walk and sometimes we drive small vehicles in our way to Uzungol. Small and calm Uzungol is there between the slopes of mountains. 
It seems that when people have settled down to waterside from the beginning, Uzungol came here to settle down to this cute village by itself and made a

green bed.

The roads are long and there are a lot of places to see. First, we will go to Rize then Ayder. After that, we have a long journey to Kars ahead of us.

Rote A Third Day

                                                                Trabzon


We deplane at late night. The whole team is sleepy and their feet are swollen. Landscapes of Istanbul with seven hills are still in our mind.
Most likely we will wander in a street of Istanbul in our dreams. We are going to hotel in the dark and getting into our rooms fast. All we want is
to be prepared for Trabzon, which we will go tomorrow.

When we wake up and look from the windows, a beautiful landscape welcomes us and reminds that we are by the Blacksea. Thin sand combines with sea and
beyond that, endless blue! Everybody is excited to see Sumela Monastery.

We are climbing up Blacksea Mountains. After one and a half hour later, we are in 1150 meter elevation. we will walk approximately 300 meter more.

Although they are tired because of yesterday's trip, you should see the ComeSeeTurkey team's speed. We are almost running in the way towards Monastry.
Part of the way is a path which is full of stones and the other part is stairs. There it is! The Monastery is right in front of us. It stands between
huge rocks by facing the sun and leaning the mountains. Unbelieveable!

How can a structure look strong, protective, impassable like a castle besides humble?


                                                                   Sümela Monastery

18 Nisan 2014 Cuma

A rotası 2. Gün

Bugün ikinci gün. Bu koca şehrin tamamını tanımak mümkün mü? İstanbul'un her sokağını arşınlamak, onu her tepeden seyretmek, her mevsimine tanıklık etmek, her geçen gün büyüyen bu şehri karış karış öğrenmek... Gerçekçi mi, yoksa hayalperest bir arzu mu? Kısıtlı zamanımız yüzünden bu mümkün olamayacak, ama bugün öyle sürprizlerle dolu ki, pek çok İstanbullu bile onu bizim bugün gördüğümüz açılardan izleme fırsatı bulamamıştır diye düşünüyoruz. Bu sabah güneş İstanbul'un çatılarındaki kırmızı kiremitleri ısıtmaya başladığında biz de Tarihi Yarımada'ya doğru yola koyuluyoruz. Galata Köprüsü’nü geçip sokak fotoğrafçıları için büyük ilham kaynağı olan bir semte ulaşıyoruz: Balat! Yokuştan yukarı çıkarken bizi sağda kırmızı tuğlalarıyla, Eski İstanbul'un en görkemli manzaralarından birini seyre koyulmuş Fener Rum Erkek Lisesi karşılıyor.

Balat

Zigzaglar çizen, birbirinin içinden geçen, kısa, yokuşlu sokakları; rengarenk, az katlı, omuz omuza sağlı sollu dizilmiş evleri ve ibadethaneleri ile Balat'ta zamanda kaybolmuş gibiyiz. Bitişik binaların arasından birdenbire size kendini gösteren Haliç manzarası hemen hemen her sokakta mutlaka bir sürpriz yapıp karşımıza çıkıveriyor. Sokak aralarındaki boşluklarda sahipleri tarafından unutulmuş gibi duran eski otomobiller, gerçekten oralarda unutulmuşlar mı? Belki de artık, Mustafa Seven'in de dediği gibi, şehrin mobilyalarına dönüşmüşlerdir… Dün bizi İstanbul Boğazı'nda karşılayan yunustan sonra bugün de Topkapı Sarayı avlusunda onlarca leyleğin göçüne tanıklık ettik. Sizce de bu, seyahatimizin müthiş olacağına dair bir işaret olabilir mi? (Bilmeyenler için not: Türkçede "leyleği havada görmek" diye bir deyim vardır. Leyleği uçarken gören kişinin yıl boyunca pek çok seyahat yapacağına inanılır.)
Balat'ın tadı damağımızda kalıyor ama sırada bir başka unutulmaz mekân var: Ayasofya! 1.500 yıllık bir abide! Dünyanın en hızlı inşa edilmiş katedraline doğru yola çıkıyoruz. Bizans döneminin katedrali, Osmanlı devrinin camisi herkesi kendine hayran bırakıyor. Duvarlardaki freskler, mozaikler... Gözümüzü ayırmadan izliyoruz. Ayasofya'yı gönülsüzce geride bırakıyor, padişah I. Ahmed tarafından mimar Sedefkâr Mehmet Ağa'ya yaptırılan Sultan Ahmet Camii'ne geliyoruz. Minaresi, çinileri, görkemli kubbesinden sarkan kandiller ile ne kadar da görkemli...

Ayasofya

Şimdi grubu çok büyük bir sürpriz bekliyor. İstanbul'u panoramik olarak görebilecekleri birkaç noktadan birine doğru ilerliyoruz. 8. kata çıktığımızda bizi, karşımızda Anadolu Yakası, Adalar, Ayasofya, Süleymaniye... İstanbul'a dair ne varsa işte karşımızda! Herkes büyüleniyor. Panoramik İstanbul manzarasının etkisinden henüz çıkamamışken Kapalıçarşı'ya giriyoruz. Rehberlerimizden birinin sürpriziyle, gördüklerimizden aldığımız haz bir adım öteye taşınıyor. Tek beklentimiz çarşının bir ucundan diğer ucuna yürümek iken kendimizi 3'erli gruplar halinde bir merdivenden çatıya çıkarken buluyoruz! Evet evet, yanlış anlamadınız, Kapalıçarşı'nın hani şu meşhur filme de sahne olan çatısındayız! Hepimiz büyüleniyoruz, kimse aşağı inmek istemiyor. Herkes orada daha fazla vakit geçirmek için o kadar yavaş hareket ediyor ki sonunda programımızı aksatıyor, Yerebatan Sarnıcı'na son giriş saatini de kaçırıyoruz. Ama panik yok, yolculuğumuzun sonunda yine İstanbul'da olacağız.

Herkesi ancak "uçağı kaçıracağız" bahanesiyle çatıdan indirebiliyoruz. Şimdiki durağımız Mısır Çarşısı. Kapalı Çarşı'da kaybettiğimiz vakit yüzünden hızlıca Nuru Osmaniye kapısından girip Mercan Kapısına doğru ilerliyoruz. Hepimiz çok yorgunuz ve karnımız çok aç. Ama kimse mızıldanmıyor. Hepimiz hala İstanbul semalarındayız. Ayasofya, Topkapı Sarayı, Süleymaniye, Kapalı Çarşı, Mısır Çarşısı, Galata Köprüsü, dün gördüğümüz Boğaziçi, köprüler, yalılar, hepsi gözümüzün önünde uçuşuyor. 

Şimdi hızlıca karnımızı doyurup havaalanına doğru yola koyulmalıyız. Uyandığımızda Trabzon'da olacağız. Görüşmek üzere İstanbul!

Morgan Stone Grether (Instagram/grether)

İkinci günün diğer kareleri için bizi Instagram'dan takip edebilirsiniz! www.instagram.com/comeseeturkey

Today is Second Day


Is it possible to get to know this huge city completely? Is it realistic or fanciful desire to 
wander every street of Istanbul, to watch it from the top, to witness every season and to learn continuously growing this city? it is impossible for us because of our limited time. But today is full of surprises that we think even many Istanbul residents could not have an oppurtinity to see Istanbul from our angles.
When the sun starts heating red tiles on the roofs of Istanbul, we start our trip to historical peninsula. After we passed Galata tower, we arrive at Balat the place, which is insparation for many street photographers. When we are climbing up the hill, Fener Rum Erkek lisesi "Phanar Greek Orthodox Collegé welcomes us with its red bricks. the school looks like watching the fascinating landscape of Istanbul.

                                    
                                                                             Balat

We seem to lose in time when we are wandering zigzag shaped streets with short ascents, colorful and few storeyed houses and worship places. we encounter with the view of Golden Horn between buildings almost in every street. Are the cars that look like forgotten really forgotten? Maybe they turned into furnitures of the city as Mustafa Seven said. 

After the dolphin that welcomed us yesterday, we witness tens of storks's migration in the yard of Topkapı Palace today. In your opinion, Can it be a sign that shows our journey will be magnificent? (Note: There is an idiom in Turkish called "leyleği havada görmek" It means if you see a flying stork, it is believed that you will travel a lot during the year)

It is difficult to leave from Balat but there is another unforgetable location next. Hagia Sophia, which is a 1500 years old landmark. We are on our way towards the world's fastest built cathedral. it served as a cathedral for Byzantium and mosque for Ottoman empreror. We are looking at Frescos on the wall and mozaics
admiringly.
After we left Hagia Sophia behind, we are going to Sultan Ahmed Mosque, which was ordered by 1. Ahmed and built by "Sedefkar Mehmet Aga". Sultan Ahmed Mosque is gorgeous withits minaret and tiles.


Hagia Sophia


We are moving to a point that is one of the rare locations to see Istanbul panaromically. After we arrived at 8th floor, we see Anatolian side, princes' islands,
Hagia Sophia, Suleymaniye. Everything about İstanbul is across. Everybody is charmed. We are going to Grand Bazaar now. one of our guides made a surprise
for us and we are climbing up stairs to a roof with groups of three people. Yes you understood! we are on the grand bazaar's roof that is set for famous movie.
Everybody is charmed again and nobody wants to go down. The group is moving slowly to stay there more that's why we missed the last entrance time for
Cistern Basilica. No panic! we will be in Istanbul again at the end of our journey.

We make everybody go down by saying we will miss the flight. our next stop is Spice Bazaar. we are moving fast to compensate time we lost in Grand Bazaar.
We enter from "Nuri Osmaniye" gate and moving towards "Mercan" gate. We are all hungry and tired but nobody cares. We are still in Istanbul.
Hagia Sophia, Topkapı Palace, Suleymaniye, Grand Bazaar, Spice Bazaar, Galata Bridge, Bosphorus, bridges, They are all in our minds.

We must eat something fast and go to airport now. We are going to be in Trabzon when we wake up. See you soon Istanbul!



         Catching the beauty of Blue Mosque with Morgan Stone Grether (Instagram/grether) 

See more: http://instagram.com/comeseeturkey

17 Nisan 2014 Perşembe

Yolda olmak...

#ComeSeeTurkey Yol Hİkâyelerİ


Kendini aramak, yolu tanımak, kendini tanımak demek değil mi?
Peki, Türkiye'nin 24 şehrini karış karış gezecek olan 20 fotoğrafçının tek amacı kendini tanımak, seyahat etmek ya da fotoğraf çekmek mi? Anadolu'nun zengin bir çorba gibi hazırladığı; rengarenk, sıcacık, sarıp sarmalayan, ısıtan, tadılan her kaşıkta şaşırtan çeşitliliğini tanımak mı? Yoksa o topraklarla bu yazıları okuyanlar arasında bir köprü olmak mı?


ComSeeTurkey fotoğrafçıları Türkiye'deki yolculuklarının ilk gününden itibaren, evrensel bir dil kullanıyorlar: Fotoğraf. 

Fotoğraflar hem Türkçe hem İngilizce hem Fransızca, İspanyolca, Arapça, Bulgarca, Arnavutça, Endonezyaca, Svahilice, Çince ve diğer Dünya dillerince konuşabilir ve hikâyeler anlatabilir. İstanbul'dan başlayarak toplam 24 şehrin kültürü, tarihi, muhteşem doğa manzaraları ve bazen de yalnızca insanları ile ilgili yüzlerce kare fotoğraf üretiliyor, hikâyeler anlatılıyor. 
Türkiye'nin toplam 24 ilini gezecek olan ComeSeeTurkey takımı, dünyanın dört bir yanından gelen 11 fotoğrafçıyla, TC Cumhurbaşkanlığı himayesinde, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ana sponsorluğunda, TC Kültür Bakanlığı ve Türkiye Foto Muhabirleri Derneği destekleriyle yola çıkıyor. 

İstanbul'da erguvan vakti... Dünyaca ünlü pek çok yazarın, şairin, ressamın, mimarın gelip hayran kaldığı, yüzlerce kitaba ve filme konu olan İstanbul... 8.500 yıllık bir kent. Asya ve Avrupa'nın birleştiği şehir...

Günaydın İstanbul! 
Bir şehri gezmeye nerden başlamalı?  Belki de onu karşıdan görebileceğiniz bir yerden... Söz konusu olan şehir İstanbul ise onunla tanışmak için en güzel başlangıç Boğaziçi olabilir. Hele de mevsimlerden baharsa... Ama önce Sultan I. Abdülmecit tarafından yaptırılan, hem Saltanat hem de Cumhuriyete tanıklık etmiş Dolmabahçe Sarayı'nı, onun müthiş işlemelerle süslenmiş oda ve salonlarını görmeli, Mustafa Kemal Atatürk'ün önemli kararlar aldığı çalışma odasını ve hayata gözlerini yumduğu yatak odasını görmeliyiz. 


Dolmabahçe Sarayı


Tüm grubun hayranlıkla gezdiği ama içeride fotoğraf çekilmesine izin vermediği için yalnızca hafızalarına kazıyabildiği görkemli Dolmabahçe'den güçlükle ayrılıyoruz. 
Şimdi güzeller güzeli İstanbul'a biraz karşıdan bakacağız. Kabataş'tan bindiğimiz tekne bizi Boğaziçi'ne doğru götürecek. Teknemiz iskeleden kalktıktan yalnızca 15 dakika sonra bir yunus bizi karşılıyor! Dünyanın en güzel "merhaba"larından biri. 
Boğaziçi Köprüsü, Rumeli Hisarı, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, Beylerbeyi... Ve elbette dönüşümüzde bizi büyüleyen, Boğaz'ın kibar ve güzel kızı Kız Kulesi...  

Kız Kulesi



İlk günümüzden kareler için bizi Instagram'dan takip edebilirsiniz!  www.instagram.com/comeseeturkey

To Be On The Road


                                         #Comeseeturkey road stories


Doesn't "on the road" means searching yourself, to get to know road and to get to know yourself? are the only purpose of photographers, who will wander 24 cities of Turkey, to get to know themselves, travelling, taking photos? or their main purpose to learn anatolia's colorful, warming, wrapping diversity like delicious soup which surprised you in every spoon you taste? Are their goal being a bridge between anatolia and people who read this article?


ComeSeeTurkey team uses a universal language from the first day of Turkey trip. It is photograph. 


Photographs can be talked as Turkish, English, French, Spanish, Arabic, Bulgarian, Albanish, Indonesian, Chinese, many other languages. Photographs can tell stories. hundreds of Photographs about culture, history, fascinating landscapes of 24 cities are taken. sometimes photos only about people are taken and told stories. Starting point is Istanbul.

ComeSeeTurkey team cosists of 11 photographers who come from different countries. they will wander 24 cities of Turkey. This project is supported by presidency and sponsored by TOBB and also ministry of Culture and press photographers association supports the project.


REDBUD TIME IN ISTANBUL


Istanbul, which world's famous writers, poets, architects, painters visit and admire, is 8500 years old city. Istanbul has been location for many books and movie.
it connects Europe wit Asia. Good morning Istanbul!

Where to start to explore a city? maybe from a point that you can see the city across. If the mentioned ciy is istanbul,
Bosphorus should be start point to explore it especially in spring. First we should see the Dolmabahce Palace, and its beautifully decoreted rooms.
Dolmabahce palace was ordered by sultan 1. Abdulmecit and it witnessed both ottoman era and Republic of Turkey. we should also see Mustafa Kemal Atatürk's room, in which he got important decisions and passed away.




Dolmabahce Palace

Since it is prohibited, we cant take photos in dolmabahce palace. We can only record this magnificent building to our brains. it is difficult for us to leave dolmabahce palace. the whole group admire it. 

we will look at beautiful Istanbul across now. Our boat will depart from kabatas and take us towards bosphorus. only 15 minutes later from departing,
a dolphin welcomes us. it is one of the best greetings in the world. we see bosphorus bridge, rumeli hisarı (rumelian castle), Fatih Sultan Mehmet Bridge, Beylerbeyi. in our return gentle and beautiful girl of bosphours "Maiden's Tower" fascinates us.




Maiden's Tower